27 10 2014

Tahir ile Zühre Meselesi - Mad_Chemist

TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da  hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,  bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte  yani yürekte. Meselâ bir barikatta dövüşerek  meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken  meselâ denerken damarlarında bir serumu                                            ölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da  hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Seversin dünyayı doludizgin  ama o bunun farkında değildir  ayrılmak istemezsin dünyadan  ama o senden ayrılacak  yani sen elmayı seviyorsun diye  elmanın da seni sevmesi şart mı?  Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık  yahut hiç sevmeseydi  Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da  hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. ... Devamı

12 06 2014

Mad_Chemist-Hey hakk! Yeter Be Sevgili

Mad_Chemist-Hey hakk! Yeter Be Sevgili Devamı

24 01 2013

Hurma Mesafesi-Muammer Erkul-Mad_Chemist

  Hurma mesafesi [01 Kasım 2009 Pazar]                                                                                                                         Sesimi duyamıyor musun? Kalbimi dinle! Duyamıyorsan beni; ya çook uzaklardayım senden... Veya çok yakınında, ama çok... Üçüncü ihtimalse bir akan deryanın iki yakasındaki ayaklar gibi kalmamızdı. O oldu: Bağlandık; kavuşamadık! Kavuşanlar ise bizimle kavuştu... Öyle bir ödüldü ki bu; sanki cezaya benziyordu mahşeri beklemek! En zoru; aynı köprünün iki ayağı gibi kalmak: Hep bağlı, ama hep aynı mesafede... Yani seni özlemek cenneti özlemekle bağlantılı yahut cenneti, seninle daha çok özlemek! Karşımda sen; iftar sofrasındaki hurma hasreti! Sımmmsıkı bağlarla sarılmışsan bana ve ayakta tutansam seni, ben de öyle sarmalanmışım ki sana, seninle ayakta durabilirim; aynı köprünün diğer ayağı gibi... Bilirim ki senden düşmek, toprağa düşmektir veya nihayet cennete çıkmaktır! Aynı köprünün iki ayağı; sen ve ben... Asla vazgeçmeyen biri birinden... Asla küsmeyen biri birine ve asla ve asla ve bu aslaların sonuncusu; asla biri birinin omzuna yaslanamayan, kucağında uyuyamayan!.. Bir göz... Devamı

02 01 2013

Muhteşem Yüzyıl Dizisine İthaf Olunur- Kökümü Arıyorum

  KÖKÜMÜ ARIYORUM Şerefli tarihimiz, güya yalan dolanmış, Hakîkatin üzeri balçıklarla sıvanmış. Benim atam ne korkak, ne hâin, ne satılmış, Onların ak alnına ne çamurlar atılmış... Güçlü bir gövde ancak güçlü bir köke dayanır, Dününü inkâr edenin yarınına ağlanır. Bize sitem ediyor şehidimiz, gazimiz, Perdelerin altında şanlı büyük mâzimiz... Elâlem uçuyorken hala emekliyoruz, Ey gençlik! içinizden bir FÂTİH bekliyoruz. Çalışıp çırpınarak kökümü bulacağım, Yalan tarihin şerrinden birgün kurtulacağım... Şerefli mâzimize yaptık şerefsiz yorum, Yalanların üstüne çift çizgi çekiyorum. Gerçekler görülünce, yalanlar silinecek, Dününden utanmadan yarınlar tiksinecek... Gerçeği tam tersine çevirmek ne ayıptır, Dünleri olmayanın yarınları kayıptır, Şuursuzca koşuyor, boşluğa varıyorum, Mâzimi anlatacak tarihi arıyorum... Benim ecdâdım yok mu, yetim mi, öksüz müyüm? Gövdem ve dallarım var, acaba köksüz müyüm? Ben her canda bir duygu, bir îman arıyorum, Her gençte bir KANÛNÎ, bir SİNAN arıyorum... ... Devamı

01 01 2013

Mehter Marsı, Allahu Ekber Turkler Geliyor...

  Fatih’in, Yavuz’un asil kanından, Yurdunu çok sever kendi canından, Kaçırır düşmanı er meydanından, Yollara çıkılsın bayrakla tuğla Kalbimiz çarpıyor vatan aşkıyla,     Allahu Ekber, Allahu Ekber Türkler geliyor, Allahu Ekber, Allahu Ekber Türkler geliyor,   Bayrağım inmesin, susmasın ezan, Ülkeme şiirler yazsın her ozan, Tarihler boyunca destanlar yazan, Tarihler boyunca zaferler yazan, Yollara çıkılsın bayrakla tuğla Kalbimiz çarpıyor vatan aşkıyla,   Allahu Ekber, Allahu Ekber Türkler geliyor, Allahu Ekber, Allahu Ekber Türkler geliyor, ... Devamı

16 12 2012

Yıldızları Kokladım Olmadığın Geceler...

  Yıldızları kokladım gelmediğin geceler   Yıldızları kokladım, gelmediğin geceler........  Sanki... Ve sanki koptu geceye bağlandığı ipinden, sabah. Çektii, çekti de kör saatler ardındaki şafağı;  Tükenmedi karanlık! ..  .....  Gün doğmadı...  Söküldüğünden beri düğümü benden; umudunun! ..  §  Ben, , , yıldızları kokladım; gelmediğin geceler boyu! ..  Halbuki, biliyordum; gece, sadece bir kara çarşaf gibiydi başımda, incecik...  Biliyordum ki bin deliğinden de karanlığın, ümitti salan bana ışıktan iplerini;  Adını 'yıldız' koyup! ..  Kara bir çarşaftı gece, başımda. Kara bir çarşaftı nefesimi tıkayan ve ben; adına 'yıldız' denen her minik deliğin ağzına yapışıp, umut soluyordum! ..  Ben, yıldızları yokluyordum geceler boyu...  Yıldızları kokluyordum; olmadığın geceler! ..  §  İçim, sızlıyordu, çünkü 'içim' sızıyordu her yaramdan dışıma...  Her yaram yâââr kokuyordu! ..  §  Bir yıldız dudağıydı aradığım; soluksuz gecelerimde... Hangisiydin, bilmeden... Bilmeden, ışıktan bakışların hangisi olduğunu! ..  Yıldızları kokluyordum gelmediğin geceler...  §  Ve ben ümit içiyordum ışık dökülen kurnalardan. Turnalar haber uçuruyorken aydınlık kıtalara, ben umuyordum...  Umuyordum ki;  Hiç bitmeyecek kadar çok yarınımız var...  §  Ben, yıldızları kokluyordum gelmediğin geceler...  Biliyordum ki, kimse bilmez kokusunu ben gibi; yıldızların. Kimse bilmez; her biri nasıl da ayrı kokar, her biri bir çiçek gibi...  Yıldızları kokluyordum gelmediğin geceler...  §&nb... Devamı

15 12 2012

Sensizliğimi yanlızlığım avuttu bu gece

Sensizliğimi yanlızlığım avuttu bu gece, Yanlızlığımı bu satırlar... Bir bitmeyen gece bıraktın bana Belli etmedim ama ben pek tenhalaştım. Telefonda çalan üç beş şarkı nöbet tuttu benimle sabaha kadar. Ve SEN; Benimle olduğun kadar yoktun da yanımda. Hasret misin?İçimi alev alev kavuran... Yoksa çöl yangını mısın kuruyan dudaklarımda? Kimsesizliğimsin..! Engin denizlerde bir sal misali, bir oraya bir buraya savrulmuşum, Gel gitler yaşayarak vurmuşum kıyılarına. Ay ışığı düşüyor gözbebeklerine, yakamoz oluyorsun. Pırıl pırılsın ama...  Dokonulmazımsın..!!! Bu kaçıncı sensizlik ertesi bilemiyorum. Ve daha kaç gecenin adı hiçkimsesizlik koyulacak onuda. Taze yeşeren meyvelere dolu düşer ya hani, Talan olur ya birdenbire oracıkta. İşte bende yaralı berelide olsa, Büyütüyorum bu sevdamı sana... SEN EY..! Sözlerine vurulduğum sevgili Hadi hazırım vur beni yine taa derinlerden. Yangınını bırak yüreğimde Işığın bırak gözlerimde Seninle olayım dilerim YAR..! Seninle olayım. Kapanmayan avuç içimde, birgün seni bulayım... 15 haziran 2011   Devamı

12 02 2012

Yalnızlığın Sesi

  Yalnızlığın Sesi   Bu gün geleyim.  Bu gün hayatın tüm ağırlıklarından âzâde bir şiirin peşine düşüp sana geleyim.  Geride ne bırakırsam bırakayım umurumda olmasın.  Ne bir madde ne bir mânâ ilgilendirsin beni sensizliğime ait.  Sana getirsin.  Yeşil sarı mor kırmızı bahçelerden geçirsin;  senin olmadığın hiçbir yere sen olmayan hiç kimseye uğratmadan geçirdiği her bahçenin en güzel çiçeğini meselâ sarı güllerini toplatıp ellerime;  bu şiir beni sana getirsin.   Artık gelmeliyim şakası kalmadı.  En büyük günahımın itirafı bile bu kadar zor olmazdı:  Ben seni hep sevdim.  Ne yapar eder unuturum kurtulurum ondan diyordum;  nasıl olsa bana beni sevdiğini hiç söylemedi;  ne farkı var ki sokaktaki her hangi birinden diyordum;  herkes onun güldüğü gibi gülebilir herkes onun baktığı gibi bakabilir onun gibi konuşabilir onun gibi yürüyebilir diyordum; yanıldım.  Ne unutup kurtulabildim senden ne sokaktaki her hangi biri oldun ne kimse senin gibi gülüp senin gibi baktı ne kimse senin gibi konuşup senin gibi yürüdü.   Biliyor musun çok zordur yanıldığını anlayan bir adam için yanılgıdan sonra yaşamak.  Hele de senin hakkında yanılmışsa...   Ne olur bir işaret gönder.  Bir işaret ki çağırsın.  Dumanlı çay ocaklarından suskunluklarına sığındığım karanlık yüzlerden ancak gecesine tahammül edebildiğim şehirden riyâkâr esmer bakışlardan sahte sarışın gülüşlerden kemandan uddan kanundan derinleştikçe kaybolduğum içimden yuvarlandıkça parçalandığım çukurlarımdan öl&... Devamı

03 10 2011

YUNAN DEĞİL YUNMAYAN

  Fatih Sultan Mehmed, kelime oyunları yapmaktan çok hoşlanan bir padişahdı. Türkçe bilinci yüksek ilk Osmanlı hükümdarı idi. Altı dili bilir ve konuşur, Türkçe’nin de etimolojisini araştırırdı. Onun dil merakı, gitgide bu dillerde yazılmış eserleri bile tenkid edecek noktalara varmıştı. Hatta bazan şakalarını dilin bu inceliklerine dayandırdığı da olurmuş.. Anlatırlar ki, Avrupa’da insanların ilkel topluluklar olarak yaşadığı Ortaçağ’da eski Yunan şehirleri de akıl almaz bir pislik içerisinde imiş. Sokaklar açık çöplük, evler bir ahırdan farksız, halk da yıkanma nedir bilmeyen kirli pasaklı insanlar… Fatih, Molla Güranî ile sohbet ederken söz Yunanlılardan açılıp da hocası birkaç defa “Yunan, Yunan…” diye tekrar edince hünkar dayanamayıp onların pisliğinden kinaye olarak; –Hocam, demiş, bunlar hiç yunmamışlardır. Onun için lütfen bunlara Yunan değil, Yunmayan deyiniz. (Yunmak, eski Türkçe’de yıkanmak demektir ki hâlâ Anadolu’nun bazı yörelerinde kullanılır.) Devamı

03 10 2011

Kim deli? Sultan İbrahim mi?

Kendi dedesine sövmekten zevk alan bazı gafiller döner dolaşır Sultan İbrahim'e sataşırlar. Yok efendim İbrahim Han zincirlik deliymiş de yesin diye balıklara inci, mercan serpermiş de filan... Balıkların inci mercan yediği nerde görülmüş; yok, zaten yemiyor diyorsanız bunda ne mahzur var? Havuzdan çıkarır kullanırsınız o kadar... Aslını sorarsanız Şehzade İbrahim iyi yetişir ama kendini sultanlığa hazırlamaz. Zira onun 4. Murad gibi dirayetli maharetli bir kardeşi vardır ve ona hizmet etmeye bakar. Gelgelelim Murad Han genç yaşta vefat edince onu apar topar tahta çıkarmaya kalkarlar. İbrahim Han bir kere ağabeyinin öldüğüne inanmaz, onu 4. Murad'ın naaşına götürür hakikatle yüzleştirirler. Ağabeyinin cesedini görünce yükün omuzlarına çöktüğünü hisseder. Büyük bir teessürle "saltanat benim neyime. Karındaşım gibi olabilir miyim" der. Yaranamadığı beyler Sultan İbrahim asırlık geleneğe rağmen o gece cülus merasimi yapmalarına izin vermez. Sabaha kadar Yasin-i şerif okur gözyaşlarıyla dua eder. Bilirsiniz, 4. Murad, Atlas Okyanusundan, Hint Okyanusuna kadar titretmedik yürek bırakmayan çok müstesna bir sultandır. İşte bu yüzden Sultan İbrahim'i ağabeyisi ile kıyaslayanlar hata ederler. Ancak yeri ve zamanı geldiğinde aynı kanı taşıdığını, aynı tepkileri verdiğini görürler. Mesela, Osmanlı sarayında her melaneti işleyen Emir Güne adlı bir Şah daisini ölöldürtmekten çekinmez. Ardından işretçilere savaş açar, İstanbul'u sarhoştan meyhurdan temizler. İşte bu yüzden bir taraftan acemler, diğer yandan işretçiler hakkında olmadık hikayeler uydurur, akılları sıra onu gözden düşürürler. Sultan İbrahim "işinin delisi"dir ve her uygulamayı yakından takip eder. Mes... Devamı

01 10 2011

Ağlasa âşık belâ-yı hicr ile nâlân olup

Ağlasa âşık belâ-yı hicr ile nâlân olup Ağlasa âşık belâ-yı hicr ile nâlân olup Gözleründen akan anun yaş yerine kan olup Geh cefâ kûhı gubârından örünse kisveti Geh belâ vadisini geşt eylese 'uryân olup Her ne denlü cevrler görse vefalar eylese Her ne denlü gülseler hâline ol giryân olup Gam beyabanına her gün eylese seyr ü sefer Her gice mihnet- serâ-yı firkate mihmân olup Râz-ı 'aşkı aşikâr itmeğe takat bulmasa Sinesinde nâvek-i dil-dûzlar pinhân olup Devamı

01 10 2011

Dırahtı Ger Sarmış Olsa Karınca...

Sultan Süleyman merhum topkapı sarayı nın bahçesindeki ağaçlarda mebzl miktarda karınca görülmesi üzerine kurtulmak için çare araştırır ve ağaçların gövdelerine ve diplerine kireç tatbik edilirse meselenin çözüleceğini öğrenir.fakat ilim ehlinden izin almadan yapmak istemez ve Zenbilli Ali Efendi ye meseleyi sorar. Devamı

20 09 2011

Ve Gönlüm Kışa Döner

  Ve Gönlüm Kışa Döner Bulutlar neden bu renk ve rüzgâr neden taa tepeden dökülüyor başıma?  Neden “neden”lerin içinde de ayrı nedenler pusuya yatmış?  Neden çığlık çığlığa geçiyor üstümden kuşlar; yangın yerinden geçer gibi...  Ve neden kaçırıyorlar seni uzaklara? ..  Ben, bütün mektuplarımda “kendimi” gönderiyorum parça parça;  Her zerrem koklasın diye seni...  Ben, her satırı senin için yazıyorum;  Senden öğrendim diye her harfi! ..  Kesilirken bütün ağaçlar kesiliyor ağaçlarım.  Bütün dallar kırılırken dallarım kırılıyor...  Bütün ocaklar yanarken kor sıçrıyor yüreğime...  Ve gönlüm;  Kışa dönüyor.  Mevsimler ifadesiz, mevsimler renksiz ve mevsimler tıpkısının aynısı! ..  Mevsimler aynı tavuğun bir folluğa bıraktığı dört yumurta gibi;  Hangisini kırsan yapış yapış ve kasvet sarısı! ..  Gülüşlerin açtığı,  Ve çiçeklerin güldüğü bir mevsim vardı, değil mi?  Ve “güneş” dedikleri bir şey! ..  Hani bütün dalların üzerinde yemyeşil yapraklar olurdu da serçeler saklambaç oynardı aralarında...  Hani kelebekler; rüzgâra kapılmış ebrûlar gibi savrulurdu havada.  Hani, nerde bu “hani”ler, ve neden şimdi ben garkolmadayım renksizliklere?  Neden nokta nokta damlıyor tenime hazan yaprakları? ..  Neden soluk soluğa ve çığlık çığlığa kuşlar, yangın yerinden kaçar gibi; seni ka... Devamı

17 09 2011

Kıvranış

  Kıvranış Saçların kıvır kıvır dolandığında parmaklarıma, sen çoktan dolanmıştın yoluma...  İçime dolanmıştın;  Ve, boynuma! ..  Yolum kıvrım kıvrımdı artık sana doğru...  Ve bedenime, sarmaşık güller dolanıyordu.  Biribirinin arasına geçmişti karaağaçların dalları;  Kenetlenen parmaklar gibi...  Ne deniz vardı görünen, ne de bir gök, bizi gören!  Hâlâ uykudaki bütün çiçekler ve otlar gibi, mavi çiçekler bile henüz hissetmemişti baharı.  İçimdeki bütün dolambaçlarımda biz, birbirimizi arıyorduk. Ve gecelerin yarenliğinde yarınların saçlarını tarıyorduk...  Devamı